Perşembe, Ağustos 31, 2006

BİR YUDUM BİR YILDIZ...















*
Balkondayım..
Dedemin evindeyim..
Küçük bir kasabada büyük bir ev..

Zaman önemsiz.Geçip gidince zaten kalan bir tek anılar.Hiç yaşanmamış ve uydurulmuş gibi..
Ama gerçek gibi anlatılabiliyor.

Kocaman bir bahçe önümde ama ben sonradan yapılmış balkonda bir bardak çay elimde , geceleri binlerce yıldız eşliğinde içmeyi tercih ediyorum ...Yudum yudum..

O kadar çok yıldız var ki her yudumda bir tanesi kayıyor..

Bir yudum bir yıldız..
Bir yudum bir yıldız...

A bu sefer bir yudumda iki yıldız kaydırdım...

Aşağıdan akan tohma suyundan serinlik geliyor..Burada olmayı seviyorum..
Ama yine de insan ne kadar memnuniyetsiz bir yaratık..
Her yer ona dar geliyor..

Üşüdüm , ceketimi çıkarmalıyım...
Daha çok üşümeliyim,daha çok anlamalıyım..

Cumartesi, Ağustos 26, 2006

Matmazel Dorina 'nın odası güneş alan tarafa bakıyordu ama boş bir alandı .Çıkınca merdivenlerden ilk daire onunki idi.
Her merdiven sesinde onun o küçük gözden baktığını bilirdim..Geçerken o rahatsız olmasın diye bakmazdım o yöne..
Saçları hep yapılmış bir şekilde dolaşırdı.Geceleri odasından takır tukur topuklu ayakkabısının sesi gelirdi.

Hayatını yaşayamamış bir yaşam budalasıydı.
(Budala demekle kötü bir şey demek istemiyorum aslında çünkü hepimiz hayatını yaşayamamış yaşam budalaları olacağız sonunda...)

Benim odam ise yeşilliklere bakıyordu.Balkonumdan çıkan ceviz ağacı balkonun her yanını sarıyordu. (İçini oyup yemek için kopardığım "daha olgunlaşmamış" cevizlerin karasını ellerimden çıkarmaya çok uğraşmıştım.
Ama öğrendim...
Zaten hayatın güzelliği , tecrübelerden ibaretti.
Yaşadığının kanıtıydı tecrübeler...)

Güneşin geldiği zamanlarda da benim güneşimi engelliyordu bu ceviz ağacı..Arada meyvesinden çalsamda böceklere de davetiye çıkarıyordu. Ben de arada kesiyordum dallarından ..Odama kadar girmek üzereydi çünkü...Kuşlar da çok rahatsız etmeye başlamıştı beni , artık iyice çekilmez bir hal almıştı orada yaşamak...

Matmazel Dorina'yı kapısında yakalayamasam da her zaman gülerek "Günaydın" demeyi seviyordum bu kadına.
Yüzündeki donuk gülümsemeyi seviyordum..
Kırışmış yüzündeki asaleti seviyordum..
Kendini bırakmamış kadın halini seviyordum..

Bir gün matmazeli ağlarken gördüm..Yaşlarını silerken oluşan tabloyu çizmek isterdim ama başaramazdım galiba...

Gözünün altında sildiği gibi kalan derisi duruyordu karşımda,kaçırdığı gözleri duruyordu..Dudağındaki büzülme duruyordu..
Omzundaki titreme duruyordu..Derin bir nefes almaya çalışıp alamama halinde duruyordu karşımda...

O merdivenlerden çıkıyordu..Ben merdivenlerden iniyordum..

"İyi misiniz matmazel ?"
"İyiyim"
"Bir kahve içer misiniz ,lütfen"
"Peki"

Matmazel anlattı ben dinledim..Yılların birikimi gözlerinden akıyordu..Birilerine kendini anlatmak ve gerçekten samimi olarak dinleyen birilerini bulmak çok zordu ama başladıktan sonra devam etmek çok kolaydı..

Anlatmaya başladıktan sonra hiç durmadı..Anlattıkça rahatlıyordu..O anlattı ben dinledim..O ağladı ben gülümsettim..

O baktı ben ne diyebilirdim ?

Sustum...

Çok yalnızdı..Ne diyebilirdim ki?
Güzel bir yaşamdan kala kala bir boşluk kalmıştı elinde...

Ceviz ağacına doğru ilerledi..Çok şanslısın..Birden fazla canlı uğruyor odana hergün..Kuşlar ,ceviz ağacın,böceklerin...

"Arada bir de kedi geliyor ağaçtan" dedim..

Güldü...

Güldüm...

Cebinden eski resimlerinden birini çıkardı..Çok güzeldi..
"Çok güzelmişsin matmazel " dedim..

"İşte güzel olmak çok da iyi bişey değil.." dedi.."Aslında anlamsız"
"Bak ben ne haldeyim.."
"Lamba yanarken güzeldir..Sönünce geride karanlıktan başka ne kalır" ?
"Onu söndüğünde aydınlatacak başka özellikler de bulmalı kendine ya da başka uğraşlar"

"Hayatın amacını çok iyi belirlemeli..Herşey için çok geç olmadan..Ben anladığımda çok geç kalmıştım.."
"Hep öyle kalacağım sanıyordum"

"Şimdi çok şahane olabilirsin..Ama unutma sonra bir hiç de olabilirsin.."

...................

"Matmazel* siz hala şahane bir kadınsınız"

.............

* Matmazel değil , madam

Not:Fotoğraf internetten alıntıdır.

Cuma, Ağustos 25, 2006















Eski bir evde eski bir lamba..















Şimdi karpuz oldu..

Salı, Ağustos 22, 2006

ARAMAYIN..


















Beni arayın ..
Bakın 3 dakika kaldı...
Sadece 3...Yazıyla üç...

Arayın..Lütfen beni yalnız bırakmayın..
Burada kaççç üçgen var ?

Bakın bir daha söylemeyeceğim.
Sadece 2 dakika kaldı...
Arayın beni lütfen sizin iyiliğiniz için..
Daha ne yapayım ben...

Şu aşağıda görünen numaraları arayın salaklar..
Beni yalnız bırakmayın...
Benim tek isteğim size para kazandırmak..
Kendimi düşünüyorsam ne olayım..
Sahi ne olayım ?

Her neyse..
Çok basit..
Sen akıllı olan...(aptal)
Hadi..
Sadece 1 dakika kaldı...
Offf..Daha başka ne diyebilirim..Arayın ve kazanın..
Burada kaçç üçgen var...Kaçç..Kaçç..Kaçç...Hadi ama..
Hala bekliyorum...

Tamam kendi kesemden artırıyorum para miktarını..
Daha ben sizin için ne yapayım..

Evet süre bitti..

Alo..

(Bugün iyi kazıkladık seyircileri..Yarın ne yapalım acaba ?...)

Not 1 : Dün radyoda dinlediğim bir programda bu yarışma programlarını arayan insanların yüklü miktarlarda para ödedikleri söylendi. Biri 100 milyon kazanmak için aramaktan 1 milyar telefon faturası ödediğini , bir diğeri de bu yarışma programlarında kimse aramıyormuş gibi davranıldığını arayınca bir soru sorulduğunu , bildiği halde "yaklaştınız,tekrar deneyin" dediğini , bu şekilde hırs edip tekrar tekrar araya araya yüklü miktarlarda telefon faturası ödediğini belirtti ..


Not 2 : Ey Allah'ım akıl fikir ver sen kullarına...

Pazar, Ağustos 20, 2006

-2-

Burada uzaktaki karşı apartmandan biri atlamaya kalktı dün...

Tamam şimdi ben de şuradan atlamam ama atlamaya kalksam insanlar kaç saniye bekleyecek burada meraklı gözlerle..Peki kaç tanesi gerçekten korkacak benim için..Peki kaç tanesi üzülecek ? Peki kaç kişi harekete geçecek kurtarmak için ? Anlatacak bir hikayeleri olacak belki...

Geçip gidin…

Size ne ?

"Ayrıca bunu yapacak olan yapar,aklına koymuşsa ,görünmeden yapar,beklemez ."

Ölümü tercih ederken bile showman olanlar var bu dünyada...

İnsanlar ne kadar da aptal…

Ben "atla" dedim...

Polis geldi kurtardı...
……………..

Ben de şey yapmayı düşünüyorum…Hımm..Belime ip bağlayıp,aptal kalabalığı toplayıp sonra atlayıp hepsine nanik yapmayı….

Bakın ama aşağıda bahsettiğim kadının yaptığından daha fazla meşgul etmez sizi bu durum merak etmeyin…

……………

Baksanıza akıllı kadın aptal seyircileri televizyona toplayıp bütün haberlerin önüne geçti yasak aşkı ve çocuğunun kaçırılaması olayıyla…
Hangi haberi açsam ondan bahsediliyordu…
“Bu ne?Şaka falan mı ?”
Dedim…
.................

Ama gerçek...

-1-

Güneş karşıdan vuruyordu yüzüme doğru…Gecenin hafif sarhoşluğu henüz geçmişti.Kafanı kaldırdığında güneşe bakabiliyordun şimdilik.Biraz sonra bütün gösterişiyle yükselecekti.Ama şimdilik etkisiz bir şekilde aydınlatıyordu etrafı..Bakabiliyordum..
Kafamın içinde davullar çalınıyor ve biri enseme arada bir şaplak vuruyormuş hissi duyuyordum.
Bir ıslık sesi de duydum o arada ama ne üflüyordu o dudaklar..
Kafamın içinde dönüp durdu ...Bir yandan davul çalıyordu,bir yandan melodi…
Bulmalıydım…Buldum…



Gece izlediğim filmde suçsuz bir mahkumun ayağına takılan cihazla hiçbir yere gidememesi ve suçsuzluğunu kanıtlayıp kurtulması anlatılıyordu ve çok saçmaydı ama izledim…

………………….
“İnsanların sıcaktan bunalması ve yağmur yağsa da biraz serinlesek dedikten sonra yağmurun yağması , ardından sel oluşturması ve insanların daha mutsuz olması.İşte burada da anlatılmak istenen bişeyler var…”dedim.

“Sonra yaptığın her şey dönüp dolaşıp sana ulaşır ..Elbet yapılan her iyiliğin ya da kötülüğün karşılığı olmasını diliyorum..Ve buna inanıyorum..Ben ve diğerleri güzel günler görecek..Ki şimdi de güzel..Ama olsun…Ben diğerleri için istiyorum bunu…”dedim.
………………….
“Kendimi kandırmamalıyım…Kimin öldüğünü duysam çevremdekilerin ölümü korkutuyor beni…Bencilim evet…

Kimin hasta olduğunu duysam da “Allah başa vermesin “ diyorum…

Tek beni ilgilendiren benim hayatım değil elbet ama en çok benim hayatım ilgilendiriyor beni..”

Evet,ne var..Herkes aynı....
………………………

Cumartesi, Ağustos 19, 2006

...........)

Hayat bazen işte böyle oluyor..
Bir süre sonra herşey sıradanlaşıyor..
Hayat akışına uyuyor ve büyü de bozuluyor..
.............................

Büyü de bozuluyor...
..............................

Ailenle kahvaltı yapabilmek Pazar sabahları..
Kumlarla oynamak arasıra bir deniz kenarında kafan rahat...
Uykuya dalmak düşünmeden..
Bir bebeğin içten gülüşünü yakalamak..
Sorunsuz geçen günlerinin , oluşturduğun tablodaki fazlalığı...

Herşey bu kadar güzel mi ?
...................................

Bir kitap okumak ve çizmek en sevdiğin cümlelerin altını..
Bir müzik dinlemek ve ruhunu dinlendirmek...
.......................

Kovmak ruhunu bazen...
Yerine yeni bir ruh hali almak..

(Bak şimdi de " ruh " deyince anlamsız geldi..
Bazen sözcükler de anlamsız geliyor bana.Durup durup tekrarlıyorum..."Ruh")

Peki bu kadar yeter mi ?
..............................

Bazen herşey o kadar karmaşık hale geliyor ki..
Çözümlenemez bir düğüm gibi..
İpler başkasının elinde gibi...
Yolduğun otların yerine yenilerinin çıkması gibi..
Kafandaki bulutların dağıldıktan sonra tekrar yerlerini almaları gibi...
Yürüdüğün yolların uzadıkça uzaması ve bunun bir sonu olmaması gibi...

.............................

Ya da herşey o kadar basit...

.................................

(Kafamın içindeki lastiği çıkarır mısın anne? Onunla şekiller yapmaktan bıktım da...)

Cuma, Ağustos 18, 2006

"Sevginin en güzeli en gereksinildiği zamanda verilenidir"

Perşembe, Ağustos 17, 2006

BUGÜN 17 AĞUSTOS

Ve hep çok sıcak olduğu zamanlarda ben korkuyorum...
Ölüm ama nasıl...

Deprem...
Yığınlar altında kalmak...

Unutulur mu?
Bugün çok sıkıcıydı..
Çok sıcaktı..
Çok yapışkandı...

Çarşamba, Ağustos 16, 2006

.............

Dün gece o mekanda ben içki ve sigara içmeyen biri olarak ve bulunduğu ortamdan da rahatsız olduğu için kasılıp kalan bir insan pozisyonunda olmamak için elimdeki meyve suyuyla konuşmalara katılırken ,insanların sallanışlarının ve yüzlerindeki sahte gülümsemelerindeki anlamsızlığın boyutlarında dolaşırken hiç bir zaman böyle olmayacağımı bilip mutlu oldum...
Sonra düşündüm evet,beni anlamlandıran da bu...Anlamlıyım...

Olmadığım gibi biri olmaya çalışmıyorum...
.......................................

(Oradaki bütün insanların sahte gülümsemeleri olduğunu söylemek istemiyorum.
Sadece diyorum ki sahte davranan insanlardan hoşlanmıyorum.
Etrafta bu tür insanlarla dolu diyorum..
Yoksa tabii ki benim arkadaşlarım da içiyor...Ben de gülüyorum...)

Ama yanımda olmasından hoşlanmadığım tiplerin çevremde olmasından ve öyle olmadığı halde görünmeye çalıştığı ,olmaya çalıştığı insan tipindeki eğreti duruşundan hoşlanmıyorum..)

BÖYLE OLACAKSA, OLSUN..

Bugün arkadaşımın doğumgünüydü ve ben unutmuşum.
Doğumgünlerinden ve hediye almaktan pek hoşlanmam ben aslında..
Hediye almaktan hoşlanmayışım anneme küçükken paramı biriktirerek aldığım bir bluzu beğenmeyişine ve onu giyinmeyişine denk gelir ki o bunu hiç bir zaman kabul etmedi..
Ki hakikaten bunu yapacak biri olmaması arada bunu uydurduğumu düşündürtüyor bana..
("Üzmemek için hakikaten berbat bir bluz olsa da annem o bluzu giyer " demek istiyorum burada...)
(Aslında hediye olarak kıyafet almak doğru bir davranış değildir.Bunu da öğrenmiştim..)

Hep bir beğenir mi korkusu yaşarım hediye alırken...Oysa düşünmek değil midir önemli olan?


Doğumgünlerinde hep bir pasta önünde toplanış ve ardından fotoğraf makinesine doğru sırıtışlarla birlikte ardından pastadaki mumları üflerken,ardından pastayı keserken,ardından pastayı yerken,ardından hediyeleri açarken..Bütün doğumgünleri sıradan.
............................................
Mesela ben doğumgünümde bütün herkes toplansın ve beni ne kadar sevdiğini anlatsın istiyorum...
Benim ne kadar mükemmel bir evlat,benim ne kadar mükemmel bir kardeş,benim ne kadar iyi bir arkadaş , benim ne kadar akıllı, benim ne kadar güzel ..olduğum söylensin istiyorum falan filan..
Yani o gün egomu tatmin etmek istiyorum..

O gün iyi ki doğmuşum yahu!!
dedirtsinler istiyorum...

Tamam..Sustum ...saçmalıyorum..

Pazartesi, Ağustos 07, 2006



Artık daha yumuşak müzikler dinlemekten hoşlanıyorum..
Çok gürültülü müzikler rahatsız etmeye başladı beni..
O gün çok sevdiğim bir şarkıyı dinlerken anladım bunu...
Neler oluyor?

Dansettir ruhunu...

Dinlendirmem gerek biraz da...


Bu şarkıyı duyunca iki kadının ,şarkıyı söyleyen adamın arka tarafında ellerini şıkırdatarak bir o tarafa bir de bu tarafa sallanmak suretiyle geniş kıyafetleri ve koca kemerleriyle şarkıya eşlik etmeleri aklıma geliyor ...
Bugün güzel bir gün olacak diye başlanılan günlerde hep bir terslik olmasının dışında kafanda dönüp duran soruların bir kısmını kümeden çıkarıp etkisiz eleman haline getirmenin mutluluğunda kollarını havaya kaldırmak suretiyle güzel bir esnemenin ardından ayaklarını duvara dayayıp bir kaç saniye daha uykudan kazanmanın boşluğunda ve ruhunun derinliklerinde yatan anlamsızlığın köşesinden dönüp uykudan uyanmak,kalkmak,kahvaltı yaparken güzel bir müzik dinlemek ardından...

Ve işte sabahlar,akşamlar,geceler,uykular...
Hep anlamsız ve bir o kadar anlamlı...
Neden ?

Çünkü anlamlandıran da anlamsızlaştıran da biziz...

..................................................


Ve o şarkı çıkıyor ansızın....

...................................................

*Bazen daha fazladır her şey
Bi eşikten atlar insan
Yüzüne bakmak istemez yaşamın
O kadar azalmıstır ki anlam

O zaman git hemen radyoyu aç bi şarkı tut
Ya da bi kitap oku mutlaka iyi geliyor
Ya da balkona çık bağır bağırabildiğin kadar
Zehir dışarı akmadan yürek yıkanmıyor

..................................

Ama fazlada üzülme hayat bitiyor bir gün
Öyle de böyle de ayrılıktan kaçılmıyor
Hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür
Ömür imtihanla geçiyor

Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem gitmem
Unutmam acı; tatlı; ne varsa hazinemdir
Acının insana kattığı; değeri bilirim küsemem
Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir ...
Bi şiirden, bi sözden
Bi melodiden, bi filmden
Geçirip güzelleştirmeden dayanmak zor
...........................................
Yıldızların o ışıklı fırçası azıcık değmeden
Bu şahane hüzün tablosu tamamlanmıyor ..*(Sezen aksu)

...........................................

Sonra durdum düşündüm..
Bir gözümü düşünür biçimde kıstım.Bir elimi çeneme dayadım..Diğer elimdeki çatalı tabağıma boş boş vurmaya başladım..

Evet...

İnsan ne olursa olsun hayattan tat alacak bişeyler bulmalı...

Bugün güzel bir gün olacak..
Evet..
Olmasa da olacak...

...................................................

*Bırak güneş ısıtsın tenini bak baharlar açmış beyaz beyaz..
Öyle olmazsa da sen öyle farzet..
Bakarsın umduğundan iyi geçer yaz....*(Sezen Aksu)
...................................................

Perşembe, Ağustos 03, 2006

...................................

Gece ve uykusuzluk..
.....................................

Masallar,romanlar,hikayeler,şiirler....
Masallar yalan,romanlar uzun,hikayeler kısa,şiirler acı .....

......................................

Ve ben kötü bir roman olmaktansa iyi bir hikaye olmayı tercih ederim..
Yaşam açısından...

......................................

Mutlu şiir, şiirin karizmasını bozuyor...

........................................

Masallarımı rafa kaldırdım...

Peter Pan ülkesi var mı diye düşünürdüm..
Öyle bir yer de yok galiba...

....................................

SORU

"Adı lazım değil baş harfi ben " ne demek ?

Çarşamba, Ağustos 02, 2006

ÇİKOLATA


















Çikolata..
İnsanın düşlerinden çıkan bir parça çikolata...

Damağında bıraktığı tat...
Yüzünde oluşturduğu gülümseme...
Bir parça daha yeme isteği...

Hani bazen durduramadığınız tatlı isteğinizin mutlulukla karışmasını sağlayan yiyecek...

Çeşit çeşit...

.............

Kendime özel çikolata yapmak istiyorum...

İç ses : (Bu kitaptaki tariflerle birlikte kendi kafamdaki çikolatayı yapabilir miyim acaba? )

DİNLEMEK İSTERSENİZ...BEN OKUDUM...