Perşembe, Haziran 29, 2006

BANA ÖYLE BAKMA LÜTFEN..






















Neye bakıyor olabilir ki bu yavru kedicik ?

Salı, Haziran 27, 2006

DURUM BUNDAN İBARET AMA ...HERŞEY GÜZEL OLACAK..

Bazen bir masada oturup sohbet ederken arkadaşlarla o anda arkama bakmadan oradan ayrılmak ve tek başıma yürümek istiyorum sokakta , bir başıma kalmak istiyorum...
Biraz alışkanlıklarımı bırakıp kaybolmak istiyorum ortalıklardan..Bazen yokolmak istiyorum...

İşinde çalışırken bir anda kendini hapishanede gibi hissedip , o sıkıntıyla o anda yeter artık deyip orayı terketmek müthiş bişey mesela ...(Gerçekten biliyorum da söylüyorum...)Ayrılıyorum ne haliniz varsa görün demek...
Bunun gibi..O anda hissettiğin duygu gibi..

Özgürlük gibi...Yapmak istediklerini yaparken ki içinde oluşan heyecan gibi...Bu tip şeyler hissetmek istiyorum hep ama hep...

Kendi işini kuramamak,kendi kendinin patronu olamamak kötü bişey...Olabilme ihtimali güzel ama...

Hayatım boyunca bir yerlere bağlanma duygusu boğmuştur beni...Güneş görememek...Yaratıcılıktan uzak,basit bir çevre içinde bulunmak...

Çoğu kişi eminim istediği konumda değil...Çoğu kişi gece kafasını yastığa koyduğu anda çelişkileriyle birlikte uyuyor..

Şunu anladım ki zaten mutluluk denen şey uçucu..Aseton gibi...
Anlık yani...

Keşkelerim olmamasını diliyorum ben hayattan..Bir de etrafıma bakınca halime şükretmeyi öğrendim...

Yaşamak bu olmamalı..Ters giden bişeyler var ama....
Hep bir zorunlulukla yaşamak..
Hep bir treni kaçırma telaşı...


İşte şu anda "Unwell" 'i dinleyebilirsiniz mesela...

Ben de "I'm not crazy, I'm just a little unwell "diyebilirim mesela..

Ya da "Dream On" çalabilir fonda...

"I know nobody knows
Where it comes and where it goes
I know it's everybody's sin
You got to lose to know how to win" der...

Sonra da yine uyku vakti gelip geçmeli...Saat 2:00 olmalı...

Zaman çabuk geçiyor..

"Bak Haziran da yavaş yavaş hazırlık yapmaya başladı gitmek için...O bile inanamıyor ne zaman gelip ne zaman geçtiğine...Ben teselli etmeye başladım artık zamanı...O kadar insanın ahı var ki üzerinde..."demiştim zamanında..Hatırlayıp yazayım buraya...

Sonra da herkese iyi geceler dilemeli...

İyi geceler...

"Half my life's in books' written pages
Lived and learned from fools and from sages
You know it's true
All these things come back to you"

Düşleyin...

Cuma, Haziran 23, 2006

BAŞLA...

Sarhoş gecelerde sarhoş köpekler var sokaklarda...Sarhoş türkülerini söylerken geceye...Bağrışmalar başlayabiliyor ansızın..Kavgalar...
Kavgalar senden uzak,yatağın sana yakın,ışıklar kapalı ve zaman geçmekte...Gürültüye dayanamasan da karanlıktan da korkmazsın ya...Kulağına hoş bir melodi yerleştirebilirsin...Kafana bir hayal...Uyuyabilirsin artık...

Ve gece korkusuzca geçiyor ayaklarından ellerine...Gözlerine doğru akıyor sonra...Uyuyor...

Kan revan içinde kalabilir sokaklar..Bir adam ağlayabilir neden olmasın?

Sevgisinden ciğerine çizmiş adını bir genç kadının..OLabilir neden olmasın?

Sonra atmış ne varsa,yakmış ne varsa,sövmüş ne varsa....

Karanlıktan çıkar mısınız artık Sayın Bruno ?

Zamanımızı çalmayınız..Söyleyecek ne varsa söyleyiniz ve gidiniz lütfen...

"Yıllar yollar önceysi miydi neydi?Ben daha içmeye başlamamıştım...Garip rüyalar da görmüyordum henüz.O geldi birden kapıdan girdi gündüz gündüz...Karanlıkta gibi parlıyordu yüzü..Aydınlığı delerek..
Evet tam da bu zamandan sonra başladı kabusum..."

Perşembe, Haziran 22, 2006

AŞK DİYE BİŞEY YOK Kİ..VAR MI ?






































VARSA DA BU KADAR UZUN SÜRMEZ...

"The Notebook" Filminden...

Çarşamba, Haziran 21, 2006

NE YAPMAK İSTEDİĞİNE KARAR VER,AMA NASIL İNECEĞİNİ BİLEMEDİĞİN AĞACA ÇIKMA,DÖNEMEYECEĞİN YOLA SAPMA..OKU VE OKU...


Bana bu kolyeyi okul harçlığından biriktirerek alan küçük kuzenime soramadım ama bana hediye etmek için neden maske şeklinde bir kolye ucunu tercih ettiğini de anlayabilmiş değilim..Güzel ama yine de...



Her neyse ben de ayak koyma adetini yerine getirip ,bağ bahçe koşup oynamak için ve kirlenmesine aldırmayacağım ucuz spor ayakkabımı ayağıma geçirip yola koyuldum...


Artık hiç bişeye gereksiz para vermeme niyetindeyim zaten..Ucuzluk dönemlerini bekleyip alışveriş yapmak istiyorum sonra...Çokça mutluyum bu durumdan da.



















Kiraz ağacından kirazlar dallardan sarkmakta.
Hopluyorum zıplıyorum ..Hem yiyorum,hem topluyorum kirazları..Topladığım kadar da yiyorum yani..

Sonra ağaca çıkmaya karar veriyorum.Ben zaten ağaçtan hiç inmezdim küçükken diyerek.Ayakkabılarımı da çıkarıyorum..

Çıkıyorum çıkıyorum...Biraz daha yukarı derken derken..Kirazları da topluyorum yeterince aşağıya indiriyorum kirazları koyduğum sepeti ama o da ne?
Yukarı çıkmış ve nasıl ineceğini bilemeyen haberlerde gördüğüm kediler gibi hissediyorum kendimi..

Aşağıdan sesleniyorlar.."İnemiyor musun"
Ben tabii "Yok daha inmeyeceğim" diyorum..Ama belli tabi..Bir yol aradığım...

"İneceğin zaman kendini ters çevir, öyle in" diyorlar.

Ayağımı nereye koyup çıkmıştım,ayy aslında o kadar da yüksek değil derken neyse iniyorum ağaçtan... Atlarken ayağımı burkuyorum...İyi atlatıyorum ama...

Sonra inişteki zorluğun bolca yemiş olduğum kirazların midemde yaratmış olduğu ağırlıktan kaynaklandığını savunuyorum...
Ama yine de çok zevkli oluyor..

Sonra evin içinde eskiden kalma bir kutunun içinde bu defteri buluyorum..1960'lı yıllara ait..
İçinde şiirler var el yazısıyla...




















Eski "Tarih" ve "Ayna" dergilerini buluyorum bir köşede...Hiç görmemiştim oysa bunları burada...

Derginin bir tanesini açtığımda Tevfik Fikret'in hayat tarzı dikkatimi çekiyor ...Bu dergide 1969 yılının "Ayna" dergisi...

"1888'de Galatasaray'ı bitirdikten sonra Hariciye Nezareti İstişare Odası'nda kâtip olarak göreve başladı. Kimi gazete okuyarak,kimi başka işlerle uğraşarak vakit geçiriyordu...
"Yeterince çalışmadan para aldığı" gerekçesiyle Tevfik Fikret 6 ay sonra buradan ayrıldı.
Çok para sıkıntısı çektiği halde devletin bu 6 ay çalışması karşılığında kendisine verilen maaşı da "Çalışmadım bu 6 ay boyunca,o yüzden haketmiyorum bu maaşı" diyerek kabul etmek istemedi..Fakat devlet hazineden çıktığı gerekçesiyle almasını söylediği vakit,bu parayı alarak bir yere bağışladı..."

Kendini tatmin etmek mi yoksa cebini mi tatmin etmek amaç ?

Ama değişmeyen bişey varsa o zamanla bu zamana...Çoğu memurun yan gelip yattığı...

Güzeldi..Bir sürü de kitap buldum..Yıpranmış ,sararmış ama ne güzel bişey bu...

Hepsini okumak istiyorum,hepsini...

Cuma, Haziran 16, 2006

ÇİZİM

Bu resmi ben çizdim siz de bişeyler çizmek hatta birilerine yollamak isterseniz bu siteye uğrayın...
Not:Resmi sonuna kadar izlemek istemekle birlikte sıkılırsanız diye yan tarafta hızlandırma yeri mevcuttur..

Salı, Haziran 13, 2006

TARZI OLAN KADINLAR

Eski klasik filmlerdeki kadınların farklı bir havası var değil mi?
Geniş kabarık veya beli dar inen kıyafetler... Ve çoğunlukla elbise ,etekler...
Güzel bakışlar...
Ve çıplaklık değil esas olan..
O duruştaki asalet..

Ve değişim...

Büyüdükçe değişen ifadeler...
Göreceli güzellik... Hepsinin farklı bir güzelliği var..

Kendini güzel hissetmeye başladığın anla çökmeye başladığın an aynı zamana denk geliyor ama sanki...

Mesela Marilyn Moroe ;






















Nasılmış ve ne hale gelmiş?
Hangisi daha çok kendisiymiş?

İlk başta güzel olmadığını düşünüyordu belki de...Değişim geçirdi..Bakışları değişti... Duruşu değişti..

belki de bunu anlamasıyla yaşlanmaya başlaması arasında geçen sürede acı çekmeye başladı ....Ve belki de kendi gibi davranamadığı için mutsuzdu...


Elizabeth Taylor ;Menekşe gözlü güzel kadın...
















İşte yaşlılık gerçek...İnsanı yıpratan bir kavram...Üzücü...
Güzellik denen kavram ise sahte...Gelip geçici...


Rita Hayworth;

Gençlik,olgunluk ve yaşlılık süreci..Ne kadar da farklı değil mi ?


























Sonuç olarak;

Önemli olan insanın kendi gibi yaşayabilmesi..Yaşama sürecinden zevk alabilmesi ve her daim kendini güzel hissetmesi..
Gençlik dönemini de olgunluk dönemini de güzel geçirmesi...
Kendini hiçbir şey için çok fazla üzmemeli ve yıpratmamalı...

Zaman geçti,geçiyor ve geçecek..

Herkes yaşlanıyor...

Çok acı ama öyle...


.............................

Ve şimdi hiçbir şeyin anlamı kalmadı..

....................

Biraz daha eskisi gibi olmalı herşey..

Kendisi gibi olmalı ve davranmalı insan...Herşey dozunda olmalı ve biraz da eski kadınlar gibi olmalı belki de...
Bakışlar ve duruş açısından,estetik açıdan yani...

Belli bir tarzı olması insanın ne güzel...

Giydiğin kıyafeti kendine yakışıp yakışmadığını anlamalı insan biraz da değil mi ?

Çevrenize bir baksanıza...

Pazartesi, Haziran 12, 2006

SİZ DE BİR BAKIN..

Şu sitedeki canlılara bakar mısınız?

Rengarenk ve çok güzel fotoğraf görüntüleri mevcut...

Cumartesi, Haziran 10, 2006

ODAKLAN...

Cuma, Haziran 09, 2006

BOŞLUK


TAM DA BU AN'A DENK GELDİ...